Sivas Mutlu Son Hizmeti Ebru

Sivas Mutlu Son

Sivas Mutlu Son oturdu. Domuzcuk soluğunu tuttu.

Nihayetinde Ralph,

“Canavarı izlemenizin yolu olmadığına

göre” dedi; “bu, yalnız avcıları ilgilendiren bir iş değil.

Kurtulmak istemiyor musunuz sizler?”

Toplantıdakilere baktı:

“Kurtulmak istemiyor musunuz hepiniz?”

Gene Jack’a döndü:

“Bunu daha önce de söyledim. En önemli şey ateş. Şimdi

ateş sönmüş olmalı…”

Eskiden duyduğu öfke Ralph’ı kurtardı; hücumya geçme

gücünü verdi ona:

“aslabirinizin aklı yok mu? O ateşi tekrar yakmalıyız. Sen

bunu hiç düşünmemiştin, değil mi Jack? Yoksa aslabiriniz

kurtulmak istemiyor musunuz?”

Sivas Mutlu Son

Hepsi kurtulmak istiyordu. Hiç kuşkuları yoktu bu mevzuda.

Ansızın herkesin ne olursa olsun Ralph’tan yana çıkmasıyla, bu

buhran da atlatıldı. Domuzcuk, tıkana tıkana soluğunu

koyuverdi; yine nefes almak istedi ama alamadı. Ağzı

açık, dudaklarının çevresinde mavi gölgeler, bir ağaç

gövdesinin yanına yıkıldı. Hiç kimsenin ona aldırdığı yoktu.

“Şimdi iyice düşün, Jack. Adada hiç gitmediğin bir yer var

mı?”

Jack, isteksiz yanıtladı bu suali:

“Var ama… Elbette var! Hatırladın mı; en uçta, kayaların

birbirleri üstüne yığılı olduğu yeri? Ben çok yakınlarına

gittim orasının. Kaya bir çeşit köprü gibi oluyor. Sadece bir

tek yoldan gidilebiliyor yukarıya.”

“O yaratık orada yaşıyordur bir ihtimal.”

Toplantıdakilerin hepsi aynı anda mevzuşmaya başladılar.

“Susun! Peki. Bakacağımız yer orası. Eğer canavar orada

değilse, dağa çıkıp arayacağız; ateşi de yakacağız.”

“Hadi, gidelim.”

“Önce bir şeyler yiyeceğiz. Sonrasında gideceğiz.”

Ralph durakladı:

“Mızrakları alsak iyi olur.”

Yedikten sonra Ralph ile büyük çocuklar, kumsal boyunca

yürüyerek yola çıktılar. Domuzcuk’u bir yere oturtup, büyük

kayanın üstünde bırakmışlardı. Öteki günler benzer biçimde, bugün de

mavi bir kubbenin altında her yer güneşle dolup taşacaktı

herhalde. Tatlı bir kıvrım çizen kumsal, önlerinde uzanıp

gidiyor, ormanla karışıyor şeklinde oluyordu sonunda. Sabahın

erken saatleri olduğundan, hayal görüntülerinin bir bu yana bir

o yana serilen tülleri, her şeye belirsiz bir hal vermemişti

henüz. Çocuklar, Ralph’a uyarak, suyun kıyısındaki sıcak

kumda yürümeyi göze alamadılar; hindistancevizi ağaçlarının

sıralandığı set süresince dikkatle ilerlediler. Sonra Ralph,

Jack’ın yol göstermesine izin verdi. Yirmi yarda uzakta

bulunan bir düşmanı görebilecek yerlerden geçtikleri şekilde,