Sivas Evde Masaj Hizmetleri – Masör Ece

Sivas Evde Masaj Hizmetleri – Masör Ece

Sivas Evde Masaj gerçeğini, kitabın yapraklan içinde bulduğumuz gibi. Ama bir yaratıcının görevi, çok daha önemli, çok daha yüceydi. Dünyaya yepyeni bir şey, gerçek bir şey getirebilmenin hariSivasde bulunduğunu düşünüyordum. Yaratıcı gücümü geliştirebileceğim bir tek alan vardı benim için: Edebiyat. Fotoğraf yapmak, kopya yapmaktan öte bir şey değildi gözümde. Sanat pek ilgilendirmiyordu beni; hele bu alanda bir yeteneğim olmadığı iyice anlaşıldıktan sonra, daha da ilgilendirmez oldu. Herhangi bir şeye bakmış olduğum vakit ayrıntılarına inmeden genel görünümü ile ilgileniyor; bundan dolayı de, dört yapraklı bir çiçek bile çizemiyordum. Ama buna karşılık, dilin iyi mi kullanılacağını biliyordum. Ve dil, eşyanın özüne anlam getirebildiği için de, eşyayı ışığa kavuşturuyordu. Başımdan geçen her şeyi bir hikâye halinde kâğıda dökmeyi âdet edinmiştim

Sivas Evde Masaj.  uzun uzadıya konuşmayı seviyor, yazı yazmaya bayılıyordum. Yaşantımın bir bölümünü dile getirdiğim anda, onu bir kenara atılmışlıktan kurtardığımı sanıyor; her insanın ilgisini çekmesini ve böylelikle de unutulup gitmekten kurtulmasını umuyordum. Hikâyeler uydurmak da çok hoşuma gidiyordu. Hele, kendi başımdan geçen olaylardan esinlendiğim hikâyeler, bir anlamda doğrulanmış da oluyordu. Bunların şu veya bu anlamda bir yaran olmadığını biliyordum. Fakat yine de eşi benzeri olmayan ve varolan hikâyelerdi ve onları, hiç yoktan ben yaratmıştım.

Sivas Evde Masaj

Sivas Evde Masaj Fransızca kompozisyonlarıma aşırı örutubet eriyor; hatta yazdıklarımı “altın kitabım”a temize çekiyordum. Temmuz yaklaştığı zaman, köyde geçireceğim tatilin renkli düşleriyle, okulun kapanmasına pek üzülmezdim. Ama Paris’e döndükten sonrasında da, okulun açılacağı günü iple çekerdim. Kara armut ağacından kitaplığın tarafındaki meşin koltuğa gömülür; o yıl okuyacağım yeni kitapları alırdım elime. Sayfaların ilk açılışındaki o iç gıcıklayıcı hışırtı, daha iyiden iyiye uçmamış hafifçe mürekkep kokusu beni çeker; haritaları karıştırmaya, resimlere bakmaya başlardım, arzu ederdim ki, elimin şöyle bir hareketiyle, kitaptaki bütün kişiler canlanıversin. Sayfaların arasına gizlenmiş kişiler üzerindeki gücüm, onların suskun varlığı kadar beni de etkiliyordu. Okul ödevlerinin dışında da, okumak, en sevdiğim uğraş olmuştu.

Annem, artık kitaplarını, Saint-Sulpice alanındaki Cardinale Kitaplığı’ndan alıyordu. Sıra sıra kitaplarla kaplı duvarların çevrelediği koridorlar, ortasındaki büyük masanın üzerinde yığınlarla dergilerin, gazetelerin durduğu bir büyük salonda birleşiyordu. Üyeler, bu koridorlara istedikleri şeklinde dalıp çıkmak, dolaşmak hakkına sahiptiler. Günün birinde, annem, beni de üye yapacağını söylemiş olduği anda, çocukluk periyodunun en mutlu, en neşeli vakalarından birini yaşadım. Kollarımla yepyeni bir evreni kucaklamak istercesine, iki elim yana açılmış, “Çocuklara Uygun Yapıtlar!” yazılı kısmın önünde uzun uzun durdum. Yüzlerce kitap vardı. Böyle bir zenginlikle gözlerim kamaşmış bir durumda, “Hepsi, hepsi benim!” diye düşündüm.